 İnsanın aklından geçmiyor değil. Keşke yanımızda olsaydın, hep beraber paylaşabilseydik her şeyi. Hemen kaşlarını çatıyorsun. Biliyorum, istemiyorsun…
Kişiliğimizin şahsiyetlenip, hayatımızın güven üzerine bina edilmesinden başka derdimizin olmamasını istiyorsun.
Bazen oluyor ki Cahit amcam gibi saçlarına tüm kalbimizle dokunabilseydik, diyorum…
Kim istemezdi ki senin o güzel ellerinden kahve içmeyi…
Ama sen bize bunların yerine koskoca bir hazine bıraktın. Ona bir adım yaklaşsak senin tadını tüm samimiyetiyle bize hissettiriyor. Hazineden bir adım uzaklaşsak uçurumun kenarında gibi oluveriyoruz. İnsan daha iyi anlıyor tüm gücüyle bu değerlere ulaşma arzusunun önemini…
Belki daha yolun başındayız. Eğer yolun başı bu kadar anlam yüklü, bu güzellikler bahçesiyse yolun sonunu hayal etmeden geçemiyoruz. Anlıyoruz ki bu yolun sonu yok.
Unutmadan söylemek istedim. Ufacık tohumlarımız var. Senin bıraktığın hazineden onlar da faydalanmaya başladılar. Ufacık yürekleriyle onlar da sana ulaşmayı çok istiyor. Her şey bir anlamda oyun gibi geliyor olsa da hazineden bir damla alsalar dahi ne büyük mutluluk değil mi?
Aslında çok uzaklarda değil, kalbimizin derinliklerindesin. Ama şu da var ki insan kendi evinde bile misafir olabiliyorsa seni uzaklarda aramamızı çok görme ne olur?
İnsanların zor durumlarında yanlarında olduğumuz zaman aldığımız dualara biz de sana ve seni hatırlatan her şeye sahip olduğumuz için şükürlerle cevap veriyoruz.
Sözün özü…
Karşımda duran bu özel insanların gözlerindeki ışıltı bana sadece şunu anlatıyor.
Herkes senin ortaya koyduğun bu değerlere gözü gibi bakmaya çalışıyor. Gözün arkada kalmasın olur mu?
Halil Mert Durgun |