 İnsan Yüceliğini Gerçekleştirme Derneği’nin Saygıdeğer üyeleri, Değerli misafirlerimiz,
Büyük Türk düşünürü ve mütefekkir insan Sayın Abdulkadir Duru Bey’in doğumunun 89. yıl dönümü münasebeti düzenlediğimiz “Onu tanımak, anlamak ve yaşamak” adlı tanıtım programına hepiniz hoş geldiniz.
Abdulkadir Duru Bey, İnsanlığın saadet, huzur ve mutluluğu için yazdığı tüm kitaplarının başında, “İnanmadan evvel tespit ile bir dene kendin tecrübe etmeden bu tamam deme. Evvel bildiklerin doğru mu bir bak, gel muayene edek de, kötüyü atak” diyerek müspetçilik ve gerçekçiliğini ortaya koyan bu milletin bağrından çıkmış mütefekkir bir insandır.
O yüce insanı tanımak ve ortaya koyduğu Örgünöz Fikir Sistemini hayatımızın her sahasına uygulamak için buradayız. Allah onu hakkıyla anlayanlardan eylesin.
Varolan hayat içerisinde bir çok varlık yaşamaktadır. Bu varlıkları Abdulkadir Duru Bey ana hatlarıyla “İnsan, hayvan, bitki, eşya ve gölge” olarak sınıflamıştır. Bununla beraber tarihten günümüze insan tanımlanmaya ve keşfedilmeye çalışılsa da ortaya somut şeyler çıkmamıştır. İşte bu anlamda Abdulkadir Duru Bey’in getirdiği en büyük yeniliklerden birisi insanı her cephesiyle keşfetmesi ve insanı tanımlamasıdır. İnsanın özünden aldığı yetkiyle 54 güdümü kullanarak hayatını sürdürdüğünü ifade etmiştir. O insanı dört cephesiyle anlatmıştır.
1. Fiziki Yapı- gövde
2. Kişilik Yapısı-insanlar arası ilişki
3. Kafa Yapısı- ciddiyet, taktir, dikkat, anlayış ve yargı güdümleri
4. Öz-Yapı Ruhsal Yapı- gerçekçilik, hakimiyet, amaç, öz yargı ve güven
Fiziki Yapı
Fiziki yapı daha çok insanın gövde ve gövdesel arzularla ilgili olan kısmıdır. Günümüzde tıp alanında ve diğer bilimsel çalışmalarla gövde incelenmekte ve her geçen gün de yeni gelişmeler ortaya çıkmaktadır. Bu anlamda her yenilik gövdesel rahatlığı biraz daha kalkındırmıştır. Ancak A.K.D. Bey gövdenin ihtiyaçları karşılanırken yaratılışa uygun bir yol izlenilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Yani insan evi olan gövdesini yedirecek, içirecek, temizleyecek ama bunlarıda insanca yapacak hayvan yaşantısına hiçbir yönü benzemeyecek.
Kafa Yapısı
Örgünöz fikir sistemine göre akıl denince akla ciddiyet, dikkat, anlayış ,taktir ve yargı güdümleri gelir. İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerden birisi akıldır. İnsanın aklı olmadığı vakit insanlık yetkisini temsil edemez. Bu anlamda insanın insanlık sıfatına ulaşabilmesi için vasıtası akıldır. Aklın sağlıklı hale gelmesi, müspet inançlarla beslenmesine, gerçekçi bir insan sevgisi ile durulmasına bağlıdır. Ayrıca akla bir yön bir de dayanak gerekir. Akla yön kendin için istediğini başkaları için de iste kendin için istemediğini başkaları içinde isteme. Dayanağını kesinleştirmekten maksatda zihin sadeliğine ermektir. Ancak bu şekilde güçlü bir akıl sahibi olabilir ve istenilen hedeflere ulaşabiliriz. A.K.D. Bey’e göre “Küçük akılla büyük insan olunmaz."
Ciddiyet
Ciddiyet kendini arayanın meşalesidir. Yani insan ciddiyeti ile derinliklere iner. İlgilendiği konuyu tanır hâkimiyeti altına alır. Gerçekten takdir edebilir.
Fizikte, sanatta, sporda, yani maddi ilimlerde bile sivrilenler ön plana çıkanlar işlerini en çok ciddiye alanlardır.
Anlamıyorsak, tanıyamıyorsak, aldanıyorsak o konuyu yeterince ciddiye almadığımız ortaya çıkar.
Anlayış
Anlamak bir fikir veya sözü kendine mal etmek, o şey hakkında kafamızdaki bütün soruları yok etmektir. Manevi zevk anlayışın içindedir.
Anlamak özüne inmek, bir olmaktır. Anlayış hayali, zanni, benzetmeli, yorumlamalı ve öz anlama olarak beşe ayrılır. Biz sadece öz anlayıştan bahsedeceğiz
Öz anlayışta zihin sadedir, durudur. Kafamızın içinde anlamak isteğinden, samimiyet ve dikkatten başka bir şey yoktur. Her şeyimizle karşımızdakine yönelmiş ve kendimizi muhatabımızın söylediklerine vermiş oluruz.
Karşımızdakinin sözlerinden güzellikler çıkarmaya çalışırız. Bütün dikkatimizle yöneliriz. Tenkit değil takdir edilecek yönler ararız. Takdir sevgiyi doğurur. Sevgi takdir gücünü geliştirir. Zihin sadeleşir ve anlayış mükemmelleşir. Öz anlayışın en önemli üç faktörü dikkat, samimiyet ve takdirdir.
Takdir
Takdir, iyinin de kötünün de derecelerini etkilerini tam olarak tespit edip, kesin değerlerini net görüşle karara bağlamaktır.
Her şeyi inceleyip gerçeğe bağlamak sistemidir.
İnsan ancak takdir ile mevcudiyetindeki güzellikleri yaşayabilir. Kişi ne kadar takdir edebiliyorsa o kadar değerlidir.
Takdir insanın işittiğini duyabilmesi, baktığını görebilmesi, gördüğündeki derinlikleri sezmesi, diğerleriyle karşılaştırıp aradaki farkları ayırması ve bu incelikleri görebilmesidir.
Takdirkârlık değerbilirlik ve ilerlemeyi sağlar. Değerbilmek insanlığın ifadesidir.
Kişilik ihtiyaçları nelerdir?
İnan inandır.
Güven güvendir.
Beğen beğendir.
Sev sevdir.
Say saydır.
Bütün insanlar bilsin bilmesin bu olumlarının etkisi altında yaşarlar. Nefes alıp vermek, yemek içmek gibi her an içten bize ihtiyaçlarını duyurur. Hareketin kaynağı bu güdümlerdir. Ama insan güdümlerinin bilincinde olmayınca ve ne ile doyurması gerektiğini bilmeyince, yapısına uygun olmayan bir sürü hal hareket ortaya çıkmaktadır.
İçki, kumar ve zina gibi yönelişlerin bile temeline baksak tatminsizlik yatar. İstediği cesareti, kendisinden istediği hâkimiyeti veya başarıyı bulamayınca, başarısızlığını kumara yönelterek, cesareti içkiye sığınarak bulmaya çalışır.
Yine kendimizi kontrol edecek olursak,
Hiçe sayılmaktan hoşlanmıyoruz
Beğenilmemek rahatsız ediyor.
Güvenilmediğimiz inanılmadığımız zaman hayatımız zindan oluyor.
Kendimizi kabul için her türlü şekillere giriyoruz.
Yalanı bile inandırmak güvendirmek için söylemiyor muyuz?
Gösteriş ve riyaya neden ihtiyaç hissediyoruz. Beğenilmek sevilmek için değil mi?
Başarısızlıktan rahatsız oluyoruz. Her an insanları gözlüyoruz. Bizi saydı saymadı, kabul etti, kabul etmedi, beğendi beğenmedi. Neden?
İnsanlar ile ilgili şikâyetlerimize bir bakalım tamamının temelinde insanlar beni kabul etti etmedi, saydı saymadı, anladı anlamadı, inandı inanmadı, güvendi güvenmedi, sevdi sevmedi tereddütleri yatmaktadır.
Neden bu kadar insanlar bizim hayatımızı meşgul ediyor. Çünkü Allahın bizim içimize koyduğu midelerimizi kendimiz tanıyıp ihtiyaçlarını müspetçe karşılayamadığımızdan.
Hayatımızı güven temeli üzerine bina edeceğiz. Doğruluktan ve dürüst olmaktan ayrılmayacağız ki kendimizden hoşnut olalım, doyumlu olalım.
Pintiliğimizden, bencilliğimizden, tembelliğimizden nasıl hoşnut olabiliriz. Bu sıfatları başka insanlarda bile beğenemiyoruz ki kendimizde olduğu zaman nasıl kendimizden hoşnut olalım. Hem insani değerler ile dolmayacağız hem de doyumlu yaşayacağız. Böyle bir şey yok.
Nasıl rızkımız için günde en az sekiz saat harcıyoruz. Kişilik ihtiyaçlarımız içinde gayret edeceğiz. Gerekleri yerine getireceğiz. Ezbere yaşamakta, kendi insanlığının üzerine başka değerleri çıkarmakla, güvenilirliğimize zarar getirecek şekilde yaşamakta huzur yok. Boşluklarımız bunun ispatıdır.
Sözlerimizde durmazsak, yalan söyleyip, alış verişde gevşek olursak, vaadimizden dönersek, işlerimizde ciddi olmayıp başladığımız işleri zamanında bitirmezsek, emanete titiz olmaz, kamu işlerini kendi işlerimizden önce tutmazsak kendimizi hiçe saymış oluruz. Düzensiz, tertipsiz yaşarsak, kalp gönül kırar, karamsar, kötümser, gayret kırıcı olursak, haklara hukuklara riayet etmezsek, çok konuşup, az yaparsak inan güven saygı midelerimiz aç kalır. Gerçekten sevgi, saygı kazanamayız.
İçimizi insanlık değerleri ile dolduracağız. Günümüzü insanca yaşayacağız ki kişilik ihtiyaçlarımız doygun olsun. Yoksa sayılmak için sevilmek için dilencilikten kurtulamayız.
Önemli nokta bunların bizim ekmek gibi su gibi ihtiyacımız olduğunu bilmektir. Başkalarına yaptığımız bir şey yok ne yaparsak kendimize yapıyoruz.
Birde bu iyilikleri güzellikleri bu insanlık gereklerini nasıl yapacağız? Nereden güç bulacağız? Burada da karşımıza öz yapı gerekleri ve dayanmak ihtiyacı çıkıyor. Güç Allah’a (c.c) dayanmaktan, bizi nefes alıp veren can noktasından yaşatana inanmaktan alınacaktır.
Nefesimizi biz istesek de istemesek de alan bir güç, ilahi bir kudret var. Canlılık âleminden kaynaklanan bu güdümleri yaşamak, ihtiyaçlarını gidermek, tanımak, kullanmak da cana dayanmak ile mümkündür. Bir taraftan ahlaki Muhammedi ye ye koşarken bir taraftan da bizi yaşatan ilahi kudrete dayanmayı onu tanımayı, onunla birleşmeyi, ona rücu etmeyi unutmayacağız.
Kişilik ihtiyaçlarımızı daha temeldeki öz yapımıza canlılığımız üzerine bina etmemiz dileğiyle hepinize saygılar sunuyorum…
Tuğşat Şahingöz
İ.Y.G.DER BAŞKANI |