“Haysiyetperver insan küre-i arzdan
değerlidir. ”

KENDİ FİLMİMİ İZLİYORUM

 

Doğdum, büyüdüm, şimdi ise kendi yuvamı kurdum. Bu süre içerisinde gördüklerimi, duyduklarımı ilmek ilmek işlemişim belleğime.Nerden mi anladım, kendi yuvamda ailemden gördüklerimi yaparken buldum kendimi. Ev düzeni, insani ilişkiler, hassas olunan noktalar, misafir ağırlama şekli, ev düzeni, hatta iş yapış şekli. Duru Hazretlerinin tabiriyle fotoğraf makinesi gibi çekmişim her şeyi.

 

Şimdi ise eksiğiyle, artısıyla bir aile oluşuyor.Fikrimizin en çok üzerinde durduğu aile kavramının gücünü görüyoruz. Gelecek nesilleri bizler şekillendiriyoruz demek ki. Bu dünyada bırakabileceğimiz en büyük salih amel; dini vecibelerine uygulu, temel ahlak üzerine oluşturulmuş bir aile. Oradan yetişen çocuklar da aynı değerlerle dolacak onların yetiştirecekleri çocuklarda… Bu devran böyle akıp gidecekse biz ailelere önemli görevler düşüyor.

 

Geçmişe dönüp yolculuk yaptığımda bir kare canlanıyor gözümün önünde;anneme yardım ederken elimi kesmişim ve kanıyor, koşuyorum annemin yanına parmağımın kesildiğini söylüyorum heyecanla. Bana dönüp ‘iş girdi iş, yara bandı sar, işine devam et yarıda bırakma’ diyor. Tabi o zamanlar anlayamıyorum, kızıyorum ama şimdi nazlanmayıp, gövdesel rahatsızlıkları bahane etmeyip işimi tam yapmayı öğrendiğimi fark ediyorum ve derinden teşekkür ediyorum.

 

Bir başka kare canlanıyor gözümde, saat geç olmuş yarın okul var, annem soruyor namazını kıldın mı diye. Benden cevap, yok sesi yükseliyor hemen kalkıp kılmam için fırlıyorum yataktan. Sürekli takip ediyor, hiç boş bırakmıyor, okuldan gelince soruyor, gece yatmadan soruyor, gün içinde namaza çağırıyor, sabah namazlarına her sabah kaldırıyor. Başlarda annemin korkusundan kıldığım namaz şimdi bizlerin kutsala olan saygısını oluşturmuş.Bir kare daha renkleniyor, annemle oyun oynuyoruz bebeklerle. O oyun sırasında yardımlaşmadan, cömertlikten, fikrimizden bahsediyor. Küçücükken fark ediyorum ‘Anne sohbet etme’ diyorum o zaman ama şimdi ise aynısını ben yapıyorum miniklerime.

 

Oradan başka kare canlanıyor gözlerimin önünde, yarın sınavım varmış, çalışıyorum. İçerden bir ses “bulaşıklar seni bekliyor haberin olsun” Allah Allah buda nerden çıktı şimdi, ders çalışıyorum ama diyorum. Tabi kalkıp görevlerimi yapıyorum. Büyüklerimiz ziyaret edilecek muhakkak bizler de götürülürüz. Bir sonraki gün sınav da olabilir başka bir şeyde fark etmez. Anlayamıyorum o zamanlar. Taki kendi yuvamı kurana kadar.

 

Ders çalışmam lazım sınava az kalmış, misafirlerim geliyor gidiyor, bir de malum evin içindeki işlerde var. Çok şükür zorlanmadan hepsini alnımızın akıyla yapıyoruz. O günkü ailemin bana yaptırdıkları şimdi sorumluluk kazanmamı ve hayatımdaki önem sıralamasını oluşturmuş. Film karesini geriye doğru sarıyorum, bir yerde duruyoruz. Salondayız, oturuyoruz, babam yabancı adetlerden bahsediyor gerçi sadece salonda değil her yerde her zaman, kendi adet gelenek göreneklerimizden bahseder bize ait olmayan hiçbir şeyi almaz, yapmaz, konuşmaz idi. Tabi ben kendi aklımla bu kadarının fazla olduğunu düşünüyordum.

 

 

Ama şimdi bir bakıyorum babamın hassas olduğu noktaların hepsinde bende hassasım. Yabancı adetler olsun, doğum günü, evlilik yıl dönümleri, diğer günlere anlam yüklemiyor, kutlama ihtiyacı hissetmiyorum. Babamla bir an daha renkleniyor gözlerimin önünde, alışverişteyiz özellikle benim kasaya gidip ödeme yapmamı istiyor, mağazaya bir şey sorar mısın diyorum babama, sen sorabilirsin diyor.

 

Hayatın her yerinde benim yapabileceğim bir şeyi kendi yapmadı benim için. Bunda ne var, yapsın ne olur ki diyordum büyüyüp kendi ayaklarımın üstünde durunca bana ne kadar büyük bir miras bıraktığını anladım. Dışarıda her işimi rahatlıkla halledebiliyorum, her ortama çekinmeden girebiliyorum, rahatla herkesle iletişim kurabiliyorum. Filmi izlerken derinden bir teşekkür ediyorum.

 

Film babaannemde duruyor, ruhuna bir Fatiha okuyorum. Televizyon izliyorum, babaannem geliyor “kızım bu ne abüdük gubüdük şeyler izliyorsun, yok mu Allah’tan Peygamberden bahseden şeyler” derdi. Hiç boş durmazdı, durmadan kitap okurdu, beğendiği yerleri bizimle paylaşırdı. Bizi başına toplar eski anılarından, tecrübelerinden bahseder, hayırlı öğütler verirdi. Babaannem şuan belki yanımda değil ama o öğütleri hala kulaklarımda. Evimizde yaşlımızda vardı. Annem yaptığı yemeklerde hep onu düşünürdü, onun yiyebildiği, sevdiği şeyleri hep ön plana alırdı. Şimdi benimde kayınvalidem var ve annemin yaptığı gibi yapıyorum bende.

 

Haydi, bir kareyi daha izleyelim, belki de hayatımın en önemli karesi olabilir. Eğitimci bilincimizin temellerini oluşturan, eğitime, teşkilatımıza sevgimi artıran ve her defasında minnet ile andığım bir kare. Okulun sineması var, gitmek isterim, sorarım anneme.

 

Dedene sor der, gezi olur dedenle konuş der, anneanneme gitmek isterim açıklar, tatmin olmayınca dedene sor der, evin içerisinde tüm aile sürekli dedemle ilgili konuşur, misafirliğe gidilir dedem, misafir gelir dedem konuşulur. Ailede bir karar verilecektir, dedeye danışılır, bir problem olur dedemle istişare edilir hallolur, şunu yaparsan deden hoşlanır, şunlar dedenin hiç sevmediği şeyler denir.

 

Baba ne yapıyorsun derim, dedenle sohbetimizi yazıyorum der, baba nereye gidiyorsun derim dedenle sohbetimiz var, oraya gidiyorum der, o geleceği vakit ev bayram havasına döner, ailedeki heyecanın ve mutluluğun tarifi olamaz. O zamanlar ailemizin oluşturduğu dede sevgisi ve önemi şimdi hayatımızdaki eğitimci önemini kazanmamıza sebep olmuş. Sohbet vakitleri hiç kaçırılmaz.

 

Zaruri gitmemezlik yapılmaz. Misafir geleceğinde dahi söylenir, diğer gün davet edilirdi. Bizler gitmek istemediğimizde uyarılır, önemi vurgulanırdı. Derslerimiz var dediğimizde ‘2 saatten bir şey olmaz, zihniniz daha çok açılır’ denirdi. Teşkilat bilincini o zaman kavradım. Şimdi bende toplantı saatlerimizde başka bir program yapmıyorum. Toplantılara gidilmediğinde kendimizi uzakta kopmuş gibi hissedip tedirgin oluyoruz.

 

Video sona eriyor ve şimdide tefekkür kapıları açılıyor. Eğitimimizin, sevgili Peygamberimizin aile üzerinde, anne baba üzerinde, gençler üzerinde durduğunu anlıyorum. Ne kadar büyük mesuliyetimiz var... Biz nasıl yoğursak, ona göre şekilleniyor yavrumuz.

 

Çocuk eğitimi ikinci planda kalıyor. Zaten anne ve babanın kopyası olmuyor mu çocuklarımız?O zaman nasıl eğitirim sorusu yerine ben daha nasıl eğitilirim? Daha nasıl Allah’a kul, Peygamberimize ümmet olurum derdine düşünce doğaçlamasına da yavrumuz bu bilinci almış oluyor. Miniklerimize elimizden geldiğince örneklik yapmaya çalışıyoruz.

 

Şunu gördüm ki sözlerimizden ziyade hareketlerimizden etkileniyor çocuklar. Yanlarında daha da dikkat etmeye çalışıyorum ki yanlış bir hareketimde zihinlerini karıştırıp veballerine girmeyelim diye. Yavrularımız dolayısıyla annelerle de iletişimimiz oluyor. Ne fark ettim biliyor musunuz, miniklerimizin konuşma tarzları, hareketleri, yürüyüşleri, olaylara verdikleri tepkileri annelerinin kopyaları. Sonra zihnimde bir düşünce oluşuyor; çocuklarımızı eğiterek, ahlaklı, meziyetli insanların olmasını istiyorsak önce bizler istediğimizin adamı olacağız.

 

İNCİ DURGUN

ORTAK EĞİTİM PLANI

GÜVENİLİR ÇOCUK

KÜTÜPHANE

  • Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
    Tanıdığım Yönleriyle A.K.D
  • Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
    Gerçek ve Diri İnsan Kime Diyoruz?
  • Ciddiyet
    Ciddiyet
  • Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
    Gerçek Maneviyat ve İnanç Temelleri
  • Güçlenme Yolu
    Güçlenme Yolu
  • Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
    Güçlü Olmak İçin Seçilecek Yol
  • İnanç ve Takdir
    İnanç ve Takdir
  • Ne Arıyoruz?
    Ne Arıyoruz?
  • Niçin Özden?
    Niçin Özden?
  • İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
    İnsana İnsanı Tanıtıyoruz
  • Sevgi
    Sevgi
  • Güven
    Güven
  • Hedef Gerçek İnsan
    Hedef Gerçek İnsan
  • İşte Halimiz
    İşte Halimiz